Savaş

2010-Jan-30 - İkinci Çeçen Rus savaşı

5 Eylül 1999’dan bu yana “İkinci Çeçen- Rus Savaşı” fiilen başlamıştır. Rusya’nın hedefleri şunlardır:
1- Çeçen-Rus Savaşını bahane ederek Aralık 1999’da yapılacak Duma seçimlerini ve 2000 yılında muhtemelen Haziran ayında yapılacak Devlet Başkanlığı seçimlerini tehir etmek. 2- Rusya için çok önemli olan Dağıstan’ın bağımsızlık savaşını önlemek ve bunu temin için Çeçenistan’ı kuşatmak ve Çeçen sınırları içinde (İsrail’in Lübnan’da yaptığı gibi) güvenlik bölgesi temin etmek. 3- Çeçenistan’ı iç ya da iktidar savaşı ile yıpratmak. 4- 30 Ağustos 1996’da Maşhadov ile Lebed arasında yapılan ateşkes ve barış anlaşmasını iptal etmek. Bu anlaşma gereği Aralık 1999’da yapılması gereken Çeçenistan-Rusya görüşmelerini işlemez hale getirmek. 5- Rusya’nın 1994-1996 Rus-Çeçen Savaşında uğradığı hezimetin intikamını almak. 6- Rusya Federasyonu ve Bağımsız Devletler Topluluğundaki Rus olmayan ülkelere gözdağı vermek. 7- Gurur, prestij ve kendine güveni kaybolan Kızılordu (Rus ordusuna) moral aşılamak. 8- Rus halkına ve dünya kamuoyuna Rusya’nın çökmediğini “ayaktayım” mesajını vermek. 9- Bu savaşı bahane ederek başta Moskova olmak üzere Kuzey Kafkasya asıllı sayıları milyonları aşan topluluğu suçlu göstererek Moskova ve Rusya dışına sürmek. 10- Yine savaşı bahane ederek Yeltsin ve bazı generallerin yolsuzluklarının devamını temin etmek. 11- Bakü-Ceyhan Boru Hattını önlemek. 12- Dağıstan’daki askeri harekât ile Rusya’nın 1999 bütçesinin üçte birinin harcanmasına vesile olan Çeçenleri ve Şamil Basayev’i cezalandırmak. 13- Dünya siyaset platformunda Çeçenistan Rusya’nın toprağıdır ve Maşadov iktidarı gayrimeşrudur mesajı ile Çeçenistan’ın tanınmasını önlemek ve ambargoyu daha da artırmak. 14- Sünni ve çoğu Kadiri olan Çeçen Mücahidleri, Vehhabi tanıtarak Kuzey Kafkasya halkları üzerinde menfi tesirler bırakmak. 15- Dağılan Sovyetler Birliğinin otoritelerini silah gücü ile yeniden tesis etmek gayesine matuftur.
Rusya’nın işgali dar bir sahada kalacaktır. Rus ordusu Çeçenistan’ın her köşesine girebilir ve işgal edebilir ama geçmişte olduğu gibi buradan kolay kolay çıkamaz. Çeçenistan bataklığı içinde boğulur. Bu ise Rusya Federasyonunun sonu olur. Yeltsin ve Vlademir Putin bu riski göze alamaz. 5 Eylül’den 1 Ekim’e kadar Rus uçakları Çeçenistan’da 420 yerleşim bölgesinde hava bombardımanı ile 590 kişiyi öldürmüş ve 3 binden fazla kişiyi de yaralamıştır. Rusların bu hava saldırıları sivil hedeflere yönelik olmuştur. 420 bölgeden 60’ı hava saldırılarında isabet almış ve 10 yerleşim bölgesi tamamen tahrip edilmiştir. Rusların petrol rafinerileri, sanayi tesislerine ve Mücahid kamplarına saldırıyoruz beyanatları tamane yalandır. Rus uçaklarının tek hedefi siviller olmuş ve bunun neticesinde Çeçenistan’dan 200 bin kişi komşusu İnguşya’ya göç etmiştir. Devlet Başkanı Aslan Maşadov, Şamil Basayev’i 3 savunma hattından Doğu savunma hattına başkomutan olarak tayin etmiştir. Bu ise Dağıstan hükümetinde tepkilere sebep olmuştur. Çeçen üst seviyesindeki yetkililer ise Rusya’dan bu saldırıların intikamını almaya yemin ettik diyerek dünya kamuoyuna ilan etmişlerdir.
Yeltsin’den sonra seçilme şansı yüksek olan emekli general Lebed, Moskova’da ve diğer Rus şehirlerindeki patlamaların Yeltsin’in işi olduğuna dair iddiaları şöyledir: Halen Krasnoyarsk Genel Valisi olan emekli general Aleksander Lebed Fransız Le Figaro Gazetesindeki röportajında: Moskova ve diğer şehirlerdeki bombalama terörünün Rus iktidarının işi olduğunu, seçimlerin tehirinin Kremlin’in işine yarayacağını, suni (yapay) istikrarsızlık için bu işi Yeltsin’e bağlı KGB’nin yapmış olduğunu belirtmiştir. “Devlet Başkanı Yeltsin ve yakınlarının seçimleri kazanmaya yetecek siyasi güçleri bulunmayan iktidarda kalmalarına yarayacak tek çare içinden çıkılmaz bir durum meydana getirerek, seçimleri iptal etmek. İntikam almak isteyen Çeçenler sivil halkı hedef seçmez. Nükleer merkezleri, silah depolarını, Rus generalleri, İçişleri Başkanlığının binalarını hedef seçerler.” Çeçenistan’a saldırı, Rusya’nın yıkılışını hızlandıracaktır.

2 Ekim 1999 günü Rus ordusunun Çeçenistan’ı işgali ile başlayan “İkinci Çeçen-Rus Savaşı”nı anlayabilmek için; birkaç yıl önceki hadiseleri bir sinema şeridi gibi gözden geçirmek gerekir. Bu savaşta Rus propagandası yalnız kendi ülkesini değil, dünya kamuoyunu ve bilhassa Türkiye’yi yanılttı. Dağıstan’daki savaşı Çeçenler değil Rusya başlattı. Şamil Basayev, Aslan Mashadov’un muhalefetine rağmen Dağıstan’da Ruslarca öldürülen Çeçenleri kurtarmak için oraya gitti ve onları kurtardı. Maalesef Türkiye’de herkes Çeçenlerin Dağıstan’da savaş başlattığını zannediyor. Ayrıca Rusya’da patlamalarda ölen 300 kişiyi Yeltsin’in emrindeki KGB öldürdü ve suçu Çeçenlere atarak Çeçenistan işgali için gerekçe hazırladı. Diğer mühim bir konu da Çeçen Mücahidlerin Vehhabilikle ilgisi yoktur. Dünyada Vehhabi olmayacak tek ülke Çeçenistan’dır. Bu konuda sünni, şafii ve kadiri olan Şamil Basayev’in internette “Kafkasların Sesi” (Savtol Kafkas) dergisindeki açıklaması şöyledir:
“Biz Müslümanız İslamın 4 kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İcma-i ümmet ve Kıyas-ı fukaha’ya tabiyiz. Müslümanlar arasında tefrikadan, ihtilaftan kaçınırız. Kafirlerin Müslümanlar hakkında söyledikleri kavramlara da itibar etmeyiz. Çeçenistan sünni olup, dört hak mezhep vardır. Çeçenistan’ın Vehhabilikle ilgisi yoktur. Vehhabilik yakıştırması ise Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliği kaldırmak için hakkımızda Ruslar tarafından söylenen bir iftiradır...”
Tarihin (5 bin yılın) en korkunç soykırımı yapılırken, Çeçenlerin din kardeşleri “bizler” nasıl rahat olabiliriz? 1998 yılında yapılan Çeçenistan-Dağıstan Halkları Kongresi’nin başkanlığına seçilen Şamil Basayev, şimdi de Dağıstan-Çeçenistan İslam Şûrası kuvvetlerinin başına lider olarak tayin edildi. Şamil Basayev görevini Çeçenistan ve Dağıstan’daki bütün Rus birlikleri püskürtülene kadar devam ettireceğini duyurmuştu.
Rusya, Dağıstan ve Çeçenya’ya karşı bu yeni savaşı Alexandır Lebed ve Aslan Mashadov ile Hasavyurt’ta 31 Ağustos 1996 tarihinde varılan anlaşmaya aykırı olarak başlatmıştır. Taraflar karşılıklı olarak söz konusu anlaşmanın 31 Aralık 2001 tarihine kadar uluslararası kurallara ve normlara göre hareket edeceğine dair akitte bulunmuşlardı. Fakat Rusya, 12 Mayıs 1997 tarihinde Yeltsin ile Mashadov arasında imzalanan akdi de bozmuş olmaktaydı. Oysa Rusya, 1994-1996 savaşının rövanşını alma planlarını sinsice, anlaşmaları imzalamadan önce hazırlamaya başlamıştı. Lebed’in, “Nauka, Obrazovaniye Kultura” dergisinde Rusya Vatansever Yazarlar Derneği’ne verdiği demecinde, Rusya Savunma Bakanlığı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın ve FSB Bakanlığı’nın Çeçenya’yı ancak 1999 yılı sonbaharında alabileceklerini gösteren planları masaya koyduktan sonra Mashadov’la anlaşmaya varıldığını belirtmekteydi. Çeçenya’da son yıllarda ortaya çıkan insan kaçırma, gasp ve hırsızlık olaylarının, etnik ve dini bölünmeye varan çete savaşlarının 31 Ağustos 1999’da Moskova’da ve 16 Eylül 1999’da Volgodonks şehirlerindeki 293 kişinin hayatına mal olan patlamaların ve Rus basınında Çeçenya’ya karşı başlatılan aleyhteki propaganda kampanyasının perde arkasındaki asıl gerçek bu planın uygulanması şeklinde tezahür etmiştir.
Yeltsin, Rusya’nın önce Dağıstan’a ardından Çeçenistan’a saldırarak IMF’den alınan ve yakınlarınca iç edilen paraların Rus kamuoyundaki etkilerini yok etmek, açlıkla, yoksullukla boğuşan halkın isyanını bertaraf etmek ve Aralık ayında yapılacak olan Duma seçimlerini siyasi ranta çevirmek istemiştir. Gerekli olan altyapı oluşturulduktan sonra Rusya Ağustos ayı başında Dağıstan’a girerek, Dağıstan’ın Botlikh bölgesini Karamaki ve Çobanmaki köylerini bombardımana tutarak burada yaşayan Çeçenlerin tamamını katletmiştir. Dağıstan ve Çeçenistan İslam Şurası Başkanı olarak Şamil Basayev, 7 Ağustos 1999 tarihinde buradaki Çeçenleri kurtarmak üzere birlikleriyle Dağıstan’a girerek Ruslara karşı taarruza geçmiştir. Halbuki Rusya, Dağıstan’daki olayları Çeçenistan’ın başlattığını duyurarak başta kendi halkı olmak üzere tüm dünya kamuoyunu yanıltmaktadır.
Rusya’nın Dağıstan’daki saldırıları sonucu Çeçen köylerinde bulunan yüzlerce insan hayatlarını kaybetmişlerdir. Buradaki Çeçenlere yardıma gelen Şamil Basayev ve arkadaşlarını bahane eden Rusya, zaten saldırmak için beklediği Çeçenistan’a 2 Ekim 1999 tarihinde girmiştir.

Rusya 1991 tarihinden beri 4. defa Çeçenistan’a saldırmıştır. Daha önce 1991, 9 Kasım 1994 ve 11 Aralık 1994’te Çeçenistan’a giren Rusya, şimdi de 2 Ekim 1999 tarihinde 4. defa Çeçenistan’a saldırıyordu. Rusya 12 Mayıs 1997 tarihinde imzaladığı anlaşmayı doğrudan doğruya her zaman olduğu gibi kendisi bozmuş, Çeçenya’nın kentlerini, kasabalarını ve köylerini bombalamaya başlamıştır. Sivil ve masum insan katliamının da ötesinde evler, fabrikalar, okullar, hastaneler, camiler aralıksız bombalanmakta ve bir halk acımasızca yok edilmektedir. Hatta sadece Çeçenya’nın değil Kafkasya’nın da ekolojik yapısını çöle çevirmektedir. Çeçenistan’daki petrol tesislerini de yerle bir eden Rusya, “Çeçenistan çevre tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor” diyerek adeta dalga geçmektedir.
2 Ekim 1999 tarihinden itibaren Çeçenistan’daki Müslüman halka yapılanlar tam bir soykırım niteliği taşımaktadır. Yaklaşık 150 bin Rus askeri ile çevrilen Çeçenistan’da kadınlar, çocuklar ve yaşlıların başlarına tıpkı 1994-1996 dönemindeki gibi bombalar yağdırılmakta, daha yeni doğmuş çocuklara bile terörist (!) damgası vurulmaktadır. Yapılan adil bir savaş değil, bir halkın komple tarih sahnesini terk etmeye mecbur bırakılmasıdır. Daha önce verilen sözlerin, yapılan anlaşmaların tamamı rafa kaldırılmış ve hiçbir Çeçenin yaşamadığı bir Çeçenistan için gece-gündüz saldırılar gerçekleşmektedir. Bölgede yaşayan 40 bin Rus da unutulmamış ve daha dikkatli bir ilerleme kaydedilmiştir. Mashadov’un, Putin’e defalarca barış çağrısında bulunmasına rağmen bu çağrı Rus tarafınca reddedilmiştir. Rusya bu tutumu ile barışa bakış açısını bir kez daha göstermiştir.
Geçtiğimiz aylarda Pazar yerine, doğum hastanesine ve otobüs durağına isabet eden bir Scut füzesi tam 143 Çeçenin hayatına mal olurken, bu olayda 400 kişi de yaralanmıştı. Grozni’ye isabet eden füzenin atılış sebebi ise oldukça ilginçtir: “Pazarda silahlar satılıyormuş.” Bu bahane tutmayınca daha ilginç bir açıklamayla Rusya adeta saçmalamıştı: “Pazarda Çeçenler birbirlerini öldürüyor.” Katliamların ardı arkası kesilmiyor. Yine geçtiğimiz aylarda Şamil Basayev’in evinin yakınlarına düşen bir füze sonucu 112 kişi hayatını kaybederken, 220 kişi de yaralandı. Konvoylara yapılan saldırılarda da yüzlerce sivil hayatını kaybetmişti. Bir fabrikaya atılan bomba da 100 kişinin hayatına mal oluyordu. Kızılhaç’ın isabet alan aracında da 25 Çeçen hayatını kaybetmiş, 70 kişi de yaralanmıştı. Rusya bir aylık süre içerisinde 21 kez katliam yaparken, saldırıların bilançosu ise oldukça korkunçtu. Tam 4100 kişi hayatını kaybetmiş, 10 binden fazla insan yaralanmış, 60 köy tamamen yok edilirken, 3 binden fazla ev tahrip edilmiş, 350 binden fazla insan ise komşu ülkelere göç etmek durumunda kalmıştır. Göç eden insanlar da rahat bırakılmayarak vagonlarla Sibirya içlerine taşınmıştı. Bugün dağ başlarında, sınır kapılarında, komşu İnguşetya, Dağıstan ve Gürcistan’a geçmek isteyen muhacirler de kilometrelerce kuyruk oluşturmuş durumdadır. İnsanlar ağır kış şartları altında, soğuktan, hastalıktan, açlıktan kırılma noktasındadırlar. Her gün onlarca kadın, çocuk ve yaşlı insan bu nedenlerle hayatlarını kaybederken Rusya insani yardımın yapılmasına da karşı çıkmaktadır. Mücahidlerin Grozni’yi terkinden sonra katliam yapılmıştır.
Muhacirlerin durumunu gören Gürcistan Devlet Başkanı Şevardnadze, “Kadın, çocuk ve yaşlılar söz konusu, bu insanları reddedemeyiz, hepimiz Kafkasya’da birlikte yaşıyoruz.” diyerek muhacirlere kapılarını açmıştır.
Toplam nüfusu 300 bin olan İnguşetya’nın ise ülkesine gelen 250 bin kişilik Çeçen muhacire bakamayacağı apaçık bir durumdur. Eğer acil yardım ulaştırılamaz ise neredeyse kendi nüfusu kadar göç kabul eden İnguşetya çok daha zor durumda kalacaktır. Muhacirlerin bir bölümü ise Gürcistan’ı geçerek, Türkiye’ye giriş yapmak üzere Posof sınır kapısına ulaşmışlardır. 5 bin kişinin bulunduğu söylenen sınır kapısı eğer açılmaz ise İnguşetya sınırının benzeri olaylar Türk sınırında da gerçekleşecektir.
Çeçenistan, Rusya’nın iç meselesi değildir. Bağımsızlık hakkını 1990’da Rusya’nın dağılmasıyla kazanmış ve seçimler sonucu bunu ilan etmiş olan bir ülkedir.

Ülkemizdeki 5 milyon Kafkas kökenli insan, akrabaları katledilirken adeta Rusya’ya destek mahiyetindeki bu açıklamadan oldukça müteessir olmuşlardır. Yapılan karşılıklı terör anlaşması ile de Çeçenistan meselesinin PKK meselesi ile eşdeğer tutulması ise bir başka çelişkidir. Çeçenler kendi vatanlarını savunmaktadırlar. Bağımsızlık savaşlarını vermektedirler. Bu halde masum çocukları, kadınları bombalayanlar mı, yoksa kendi bin yıllık vatanlarında emniyet içerisinde yaşamak isteyen insanlar mı teröristtir? Hür Batı’nın (!) Çeçenistan konusundaki tavırları da çifte standardın, art niyetin bir başka tezahürüdür. Irak’a birkaç gün içinde müdahale eden ve canı sıkıldığında bomba yağdıran, Somali’deki zengin uranyum yataklarına hücum eden Batı, daha önce Bosna’da olduğu gibi üç maymunu oynamaktadır.
Doğu Timor’da Hıristiyanlara her türlü yardımı yapan BM, Çeçenleri görmezlikten gelmektedir. Sadece sözden ibaret olan tepkiler hiçbir yaptırım taşımamakta, Rusların saldırıları gün be gün artmaktadır. ABD, tarafların yapıcı bir diyalog içine girmelerini söylerken AB, Çeçen krizinin bitmesi için görüş talep etmektedir. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Çeçenistan’da sivil halka yönelik saldırıların vakit geçmeden durdurulmasını istemektedir. Alman Başbakan Schröder, bombalı saldırıları katliam olarak değerlendirirken Rusya’yı kınıyordu. Görünen o ki, Kosova’da Müslüman Arnavutları koruyan (!) BM, Çeçenleri feda edebilirdi. Zaten Çeçenler aşırı dinci (!) değil miydi? OSCE, AB, NATO ve ilgili diğer uluslararası kuruluşların güçlü devletlere karşı olan suskunluğu acaba ne gibi bir anlam taşıyabilir?
Yapılan tüm saldırıların ardından birkaç kısık sesin dışında ne hür Batı’dan ne de İslam aleminden bir ses çıkmış değildir. The Independent gazetesi bu tezi doğrulayarak “Batı Çeçenistan dramını görmezden geliyor” demektedir. Öyle ki, Müslüman devletler kınamaktan bile çekinerek hiç görmemeyi tercih etmişlerdir. Sonuç olarak Mashadov Papa’ya başvurarak yardım etmiştir. Mashadov’un açıklamaları ise İslam aleminin ilgisizliği karşısında gözyaşları niteliğindedir. “Çeçen halkını soykırımdan koruyun. Size bu çağrıyı ancak İslam dünyasının bizim çağrımıza kayıtsız kaldıklarına ikna olduktan sonra yapıyorum.” Bu çağrı karşısında Papa ve ABD sadece susmuştur. Mashadov, aynı çağrıyı benzer bir şekilde Clinton’a da yapmıştır ve Batı Rusya’yı desteklemektedir. Batı’nın Müslüman Çeçen halkına karşı ilgisizliği ve çifte standardı uygun görülebilecekken, İslam aleminin Çeçen Müslümanlara karşı basiretsiz tavırlarının uluslararası arenada ne gibi bir anlam taşıdığı ise hayli merak konusudur.
Çeçenistan devleti dost ve kardeş ülke Türkiye’den çok şey beklemektedir. Belki yapılacak küçük bir destek açıklaması bile onlar için oldukça büyük anlamlar taşıyacaktır. Kaldı ki, çok uzun yıllar boyunca aynı dini, kültürü ve tarihi paylaşan iki millet olarak bile oldukça fazla ortak paydalarımız bulunmaktadır. Türkiye’de milyonlarca Kafkas ve Çeçen kökenli insan bulunmaktadır. Birçok Türk vatandaşının Kafkasya ve Çeçenistan’da akrabaları bulunmaktadır. Rusya ile olan münasebetler de bunun tam tersidir. Rusya’nın yeni tarihi mimarı olarak kabul edilen Viladimir Jirinovski’nin “Güneye Son Hamle” adlı kitabında yazdıkları da bunun açık bir ifadesidir. Jirinovski “Rusya’nın planı Asya’yı yeniden zaptetme girişimidir. Rusya’ya karşı güç tabii ki Türkiye’dir. O zaman Türkleri de yok edeceğiz. 50 milyon Türkün ölmesiyle dünya bir şey kaybetmez.” Bu sözler fazlasıyla açık değil mi? Çeçenistan’da yıllarca sürecek gerilla savaşı başlamıştır.
Türkiye Çeçenlere karşı tavrını değiştirmeli ve İslam dünyasına da örnek olmalıdır. Kaldı ki, Çeçenler bizden fazla bir şey beklememektedir. Sadece dost ve kardeş ülke olarak yanlarında olduğumuzu bilmeleri onlar için moral ve destek olacaktır. Çeçenler kendi vatanlarını olduğu gibi Kuzey ve Güney Kafkasya’yı ve Anadolu’yu savunuyorlar.

:: Send to a Friend!

About Me

Savaş

«  April 2014  »
MonTueWedThuFriSatSun
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930 

Recent Posts

Malazgirt savaşının türk tarihindeki önemi
11 Eylül komplo teorileri
Vietnam Savaşı
Silah bağımlılığı
Savaş Muhabirliği
Filistin savaşı
SAS ve SAT komandoları
Gazilere vefa borcu
Biyolojik silah tehlikesi
11 eylül yalan mıydı
Kiralık savaşçılar
30 Ağustos Zaferi 30 Ağustos Zafer Bayramı
Alparslan Malazgirt Savaşı
Savaş sonrası
Irak savaşı ve biz
Savaş lobisi
Savaş gölgesinde bayram
Savaşa hayır
Saddam’ın suçları
ABD’nin Irak’a saldırısı
Savaş ve Türkiye ekonomisi
Savaş yok, saldırı var
Bilgi çağı ve savaş
Savaş çocukları
Irak Savaşı İsrail için mi?
Savaş oyun değildir!
ABD’nin kirli Irak savaşı
Irak’ın işgali
Irak Savaşı
Savaşın Çocuklar Üzerindeki Etkisi
Afgan savaşı ve Pakistan
ABD’nin hedefi
Savaş sendromu
Terör savaştan beter
Afganistan savaşı
Haçlı Seferleri
Dünya tarihinde düşmansız ilk savaş
Cezayir`de savaş
İsrail Suriye barışı
Kadın erkek savaşları
Amerika Çin savaşı
Soğuk savaş
Arap İsrail savaşı
Diplomatik savaş
Eritre Etiyopya savaşı
Çanakkale Deniz Zaferi
Çanakkale Savaşı
Çeçenistan savaşı
Doğu Batı savaşı
İkinci Çeçen Rus savaşı

Links

Savaş

Archives

My Blog's RSS
Atatürk

Friends

Aile

Spor

Televizyon

Aşk

Sevgi

Turizm

İnsan Hakları

Kredi

Eğitim

Korku

İnternet

Telefon

Bilgisayar

Bankalar

Tarih

Makaleler


Entry 50 of 57
Last Page | Next Page

Kadın sağlığı Hamilelik ve Doğum Kadınlar için Moda Kadınlar için Güzellik Kadınlar için Diyet Listesi Çocuklar

Kadınlar için Ev İşleri Kadınlara Tatil yerleri Evlilik sorunları Yemek Tarifleri Yaşam Pratik Bilgiler Kadınlar hakkında Kadınlar İçin Blog